|
Alen MARKARYAN
'Mehmet'imi verin
Geberiyorum diye haykırmak istersin ya
kahrından, hani soğuk bir duş alırsın ateşler içinde. Ve mazi film
şeridi gibi geçer önünden. Sonra gözünün kıyılarında yaşlar birikir
fütursuzca. Ve titreme gelir vücudunun her yanına. Bütün mazi, her
hatıra bedenine saplanan bir mermidir aslında. Kapatırsın gözlerini,
delik deşik olmuşsundur. En garibi de hiç kan akmaz vücudundan. İşte o
koyar adama. Sevda ambarlarının en dolusuydu. Ilıman motifli bir
hasretin en ince sesiydi belki de. Hoyrat geçen gecelerin yenilmez
tribünlerinde hepimizin optiğiydi. Gecenin sessiz karanlığını bir acıklı
ses bozardı bazen. "Mehmetimi verin." "Anne" derdik. "Bu kadar adam
içinde nereden bulalım şimdi 'Optik'i. Şeyy Mehmet'i." Sesimiz titrerdi
konuşurken. Çünkü Optik denmesini istemezdi oğluna. Tamam anasının
'Mehmet'iydi ama bizim de biricik 'Optik'imizdi. Dünyamız Beşiktaş
etrafında dönerken, tam göbeğimizden canı canımızdan bir edebiyat
öğretmeni çıkartmanın gururunu taşıdık o dönemlerde. Optik öğretmen
olmuştu Ankara'da. Lakin Beşiktaşsızlık ona göre değildi. İstanbul
hasret, Beşiktaş gurbetti onun için. Ve döndü. Uzun bir kitap gibi
anlatmak ister aslında. Sayfa sayfa ağlarsınız. 'Optik başkan' yine
gitti. Duramadı durduk yerde ve yine siyahını seçti Beşiktaş'ın. Ah be
çocuk bugün sezonun merhabasındaydık. Hani hindi baba vardı menüde. Hani
omuz omuzaydık ya artık. Neyse... Ne 'Optik' biter anlatmakla ne de onun
için bu yazı.
________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
Özer Özçetin
BİR GÖRÜŞ : Son barikatın
'IŞIKLAR'ı söndü
25 temmuz öğle saatleriydi yüreğimizin yandığı an. Barışın, kardeşliğin,
dostluğun, dayanışmanın adıydı, Beşiktaş taraftarı denilince akla gelen
ilk kişiydi Mehmet Işıklar; nam-ı diğer Optik Başkan. 38 senelik
yaşamına Siyah Beyaz sevdalar doldurmuştu. Sırf Beşiktaş'ın nefesini
alabilmek için Tarih öğretmenliğini dahi bırakacakçasına seviyordu bu
renkleri.Şeref Stadı'nda tanıdım idmanları izlerken... Fulya kapanana
dek birkaç kaçamak dışında Beşiktaş antremanlarını yıllar boyu
tezahürahatlarla izledik yanyana. Deplasmanlara organize gidilmeyen
yıllarda tek başına zamanın otogarı Topkapı'dan binip Beşiktaşı'ını
yalnız bırakmamak için yollara düşerdi.Siyah beyazın iddialı olmadığı
yıllarda bile kimsenin gitmediği deplasmanlara gitti birkaç Kartal
yürekli ile.Basketbol, voleybol branş ne olursa olsun,armanın olduğu her
yerdeydi Optik. Yaşamının 25 senesini Beşiktaş ile dolu dolu yaşadı.son
2,5 yıl ise onun Beşiktaş'a, Beşiktaş'ın ona özlemiyle geçti.
Endüstriyelleşme denilen safsataya.girdaba,işgale karşı taraftarın
kurmaya çalıştığı direniş noktası Son Barikatın umutla beklediği,
isyanın ışıklarıydı.
Üç hece sekiz harf ama sadece Beşiktaş diyenlerin umuduydu. Sponsorların
dayatmacı takma adlarının son bulacağı günün anahtarıydı.Vahşi
kapitalizmin çarklarında yok edilmek istenen Ahmet Fetgerilerin, Şeref
Beylerin, Baba Hakkıların sadece Beşiktaş diye miras bıraktıkları nadide
ismin yeniden gerçek hüviyetine kavuşması için hasretle beklenen sesti
Optik.
Taraftarlar arası barışın inşaasında yer alan.taraftarın sesi Forza
Beşiktaş'ın hayata geçmesinde önemli görevler üstlenen bir mimardı.
Ankaragücü ve Bursalı taraftarlarla gergin geçen ortamı son bulduracak
kilitti. Milyon üye hedefti söz yetki kararın taraftara geçeceği proje
için onun startı bekleniyordu. Beşiktaş'ın geçmişiyle övünen,
geleceğinin özkaynağında olduğunda inanan bir kaleydi.
Özlemle beklenip, özlemleri boğazlarda düğümleyerek yüreklere nakşederek
gitti. Demirkapılı kör pencerenin ardından [abi hatıram olsun diye] bana
verdiği fotoğrafı musalla taşında onu selamlarken,binlerce seveni
.Yaşamla ölümü ayıran çizgi/Siyah Beyazı ayırmazki/bu yolun sonunda ölüm
olsa da/sevenleri kimse ayırmaz ki destanıyla sonsuzluğa uğurladı
Barbarosun yiğidini.Hatırası gözlerimde canlanırken bir şiir döküldü
yüreğimden... Sen yoksun ya Optik İstanbul poyraza döndü... Beşiktaş
sokakları şaşkın Barbaros dilsizdi.
Sabahın altısında bir parça ekmeği paylaştığım üç seçenin yanına üç de
kumru geldi ve bugüne kadar yanıma yaklaşmayan üç Siyah Beyaz güvercin.
Seni konuştuk sanki sensiz ama sessiz. Ruhun şad olsun, endüstriyel
futbolun tanrıları daha rahat şimdi.Ne sen Beşiktaş'a doydun ne Beşiktaş
sana. Ölüm adın kalleş olsun!
________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
Ridvan Akar
Son holigan
30.07.2007
İzliyordum.
Şafak sayıyorlardı.
"Bolu'dan gelmesine 100 gün diye" başlamışlardı.
Bolu'ya ziyaretine gidiyor, haber uçuruyorlardı.
0 sevgiyi, o vefayı ve o coşkuyu okuyor, ben de heyecanlanıyordum.
Optik Başkan ile tanışmaya artık günler kalmıştı.
Tam 2.5 yıl süren ayrılığın son günü gelmişti.
Bu defaki heyecan bir başkaydı.
Optik Başkan'ı nasıl karşılayacaklar, nasıl ağırlayacaklardı!
Çarşı'nın internet sitesi Forza Beşiktaş'ta "projeler üretiliyor",
buluşmalar ayarlanıyordu.
Sonunda beklenen gün geldi! Optik Başkan'ı Abbasağa Parkı'nda
karşıladılar.
Meşaleler yandı, "son holigan" için "sensiz geçen günlerin..." diye
şarkılyar söylendi.
Fotoğraflara baktım. Karşımda yorgun yüzü ve bedeniyle özgürlüğe ve
Beşiktaş'a hasret bir adam vardı. Yine tribündeki gibi atkısı
boynundaydı. Yine tribünlere o efsanevi "hindi baba hindi" tezahüratını
yaptırıyordu.
İzledim ve Beşiktaş'ı ve Beşiktaşlılığı bir kez daha sevdim.
Sonra sabah oldu ve gazetelerde tek sütunda öldüğünü öğrendim.
Esrik düşleri ve zahiri mutluluğuna kalbi yetmemişti.
Buluşma gerçekleşmemiş, o Beşiktaş ile Çarşı onunla buluşamamıştı.
Eksik kalmıştı.
Mehmet Işıklar 38 yaşındaydı.
Timur Soykan Radikal'daki yazısında Beşiktaş'ın ilk maçına gittiği o 8
yaşında bile takımı kaybettiği için ağladığını yazdı.
Kaan Ark kardeşim benden 8 dönem önce Kabataş'tan sınıf arkadaşıydı.
Kariyer, meslek ve gelecek sevdası yerine Beşiktaş(k)'ını yaşayan
arkadaşının deplasmanlarda nasıl okulu "kırdığını" yazdı.
Onun hayatla derdi vardı. Özgür ve asi bir dünyanın insanıydı.
Tribünlerde eşit ve sınıfsızlaşan bir dünyanın stadın dışına yansımasını
istemişti.
Murat Dedeoğlu kardeşim onu ve Beşiktaş'ını şöyle anlatmıştı:
"Senin için korktu! Geride duramadı! Çünkü sana vereceklerine sınır bile
koymamıştı.
Sen giderken, onun da özgürlüğünü götürdün beraber gittiğiniz yere...
Artık sen onunla bir'din. Başkaları kendiyle bir'ken.
Ama o Birlikten cinnet doğmadı aranızda.
Çünkü senin yoluna esir olmuştu, yanına yoldaştı.
Sen sıcak yuvanda dinlenirken, o , sağanak yağmurun altında yorgun
kalakalmıştı.
Senin yıllarının izlerini, renklerinin sadeliğini taşıyan kaşkolü hâlâ
boynundaydı.
Akaretlerdeydi o tabela. Kapısında 3 basamak, içerisi buz.
Senin için orada üşümeye devam ediyordu.
Orada cebindeki tüm parayı çıkarıp tanımadığı küçük çocuklara veriyordu
da seni daha çok kişiye izlettirme hevesinden.
Sen bunlardan bihaberken, her yeni gün yepyeni hesapların içerisine
düşmüştü.
Son hesabı, buluşma gününüzdü. 1 Ağustos 2007'i hayal ederek yaşıyordu.
Sen buluşmanıza gelecektin, ama onun bu kez mazereti var!
Şimdi sen buna inanamayabilirsin, belki de ağlayabilirsin.
Ama ne olur başkalarına duyurma.
Sadece gururuna sarıl ve yaşa.
Çünkü o , sessizce gelip sessizce gitmelerin insanı.
Ama "Ben burdayım, senin için burdayım!" dediğini çok uzaklardan
duymuşsundur.
Doğru, belki de bu 5 kelime salladı Beşiktaş'ı bugün. Ki ne depremler
salladı da bu derece yıkıcı olmadı."
Ömür Hıncal kardeşim onun uğur olsun diye maçlarda ardı ardına yaktığı
sigaraların dumanının nasıl kalbinden çıktığını yazdı.
Hırçın tribün kavgalarının Beşiktaş militanı, evsiz sokak köpeklerinin
hamisi oluveriyordu.
Onun sevdası üç hece sekiz harften sadece Beşiktaş'tan ibaretti.
Çarşı'da bir Fenerbahçe maçı öncesi yanımdaki "ünlü GS'li gazeteciye"
bir Beşiktaşlı şöyle seslenmişti:
"Beşiktaş bir dindir."
O bu dinin imanlı bir müminiydi.
Tribün sevdalıları bu Beşiktaş sevdalısını "çok sevdi be!"
İçlerinden biri "bu sene en iyi transferleri cennet yaptı" diye yazdı.
Önce Alper, Sonra Barış (Akarsu)
Ve Optik Başkan gitmişti...
Oysa Optik Başkan döneminden itibaren Çarşı'nın kendisiyle dalga geçtiği
bir şarkısı vardı.
"Kıyamet kopar, çöker karanlık,
Allah bizi affetmez, çok günah aldık,
Sevenler ayrılmaz, bir plan yaptık,
Tüm Çarşı cehennemden kombine aldık."
Sevenleri Optik Başkan'dan ayrıldı ama "plan" hala baki.
Nereden katılırsa katılsın, Optik Başkan İnönü'de olacak...
Çünkü cebinde sevda, vefa ve dostluktan örülü Çarşı kombinesi var...
________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
Cem Dizdar
Yakışıklı holigana! Optik Mehmete...
27.07.2007
O mu hayata uymadı, hayat mı ona, bilinmez. Belki çok barışıktılar ikisi
de, bu hiç bilinmez.
Aykırıydı. Her aykırı gibi dikti. Dikine giderdi, hep dikine...
Bir Baba Hindiydi... Yaramaz bir çocuktu, külhaniydi...
Çoğumuz kadar yorgun, hepimiz kadar ayık, herkes kadar uyanıktı...
Kaya gibi sertti, pamuk şekeri kadar yumuşak...
Saygılıydı, efendiydi, kavgacıydı...
Selam verilmeden geçilecek biri değildi...
Ailesi için oğulları Mehmet, tribündekiler için Optik Başkan,
yaşıtları için Optik Mehmet, büyükleri için kısaca Optikti...
Hayatla arasında kurduğu dili belki de en iyi tanımlayan, lakabıydı;
Optik.
Aynaydı... Mercekti... Işığın kırılması, ışığın yansımasıydı...
Son kez öldüğü gece konuşmuştuk, üniversiteden arkadaşımız Hayati
Kurtun telefonundan...
İçerden çıkalı bir kaç gün olmuştu. Geçmiş olsun demiş, Lig
başlamadan bir gece kafayı çekeriz diye sözleşmiştik.
Ertesi günün öğleden sonrasında, Sait Faikin adası Burgazda yatan
güzel gülüşlü kardeşim Reha Mağdenin ölümünün birinci yılında mezarı
başına gitmek için vapura binerken, Adnanın telefonuna geldi Optikin
ölüm haberi.
Öyle olur ya, ilk anda inanamazsınız. Öyle de oldu. Önce şaşkınlık,
sonra keder...
Her ölüm erkendir ya, bu da çok erken oldu be Mehmet... Daha çok maça
gidecektik. Aşık Mahzuni diyordu ya Kirvem bu yıl bu dağlarda
aman/Sensiz yazın tadı molur aman/Selamın niye kesildi/Bir selamın adı
molur aman... Aynen öyle...
Yine de biliyoruz; Ölümle yaşamı ayıran çizgi, siyahla beyazı ayıramaz
ki...
Ona, Optik Başkana, Mor külhani Ece Ayhanın Bakışsız bir kedi
karasıyla selam ederim...
penche.comdan gracchus koymuş siteye, sağolsun, ordan aldım... Usul
usul okuyun...
Gelir dalgın bir cambaz/Geç saatlerin denizinden/Üfler lambayı/Uzanır
ağladığım yanıma/Danyal yalvaç için/Aşağıda bir kör kadın/Hısım/Sayıklar
bir dilde bilmediğim/Göğsünde ağır bir kelebek/İçinde kırık
çekmeceler/İçer içki Üzünç Teyze tavanarasında/İşler gergef/İnsancıl
okullardan kovgun/Geçer sokaktan bakışsız bir/Kedi Kara/Çuvalında yeni
ölmüş bir çocuk/Kanatları sığmamış/Bağırır Eskici Dede/Bir korsan
gemisi! girmiş körfeze... |